ߪ®®ed2
:):):):)
gazikovan
>ayazında Ethem Çavuş'un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına
>çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir
>durmaksızın sürüyordu. Ethem Çavuş, 75 mm'lik topu durmaksızın dolduruyor,
>her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet
>yağdırıyordu.
> Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı.
>Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem
>büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye
>çalışırken sarı ¤¤¤¤lden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü
>ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu
>cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Birkaç dakika
>sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının
>yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri
>ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı,
>Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki
>yazıyı okudu.
> Kovanın üzerinde "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay 2.Tabur
>8.Batarya 26 Rebiyülahir 1339*İnönü" yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en
>kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk,
>İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini
>gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara'daki atölyelere yollanır, oradan
>tekrar doldurulup cepheye dönerdi.
> Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş,
>birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu
>çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının
>"kalem" dedikleri, ¤¤¤¤l üzerine desen oymaya yarayan keskin bir aletti.
>Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını
>kovana kazıdı. "Aksekili Ethem Çavuş 8.Alay 3. Tabur 1.Batarya 20 Recep
>1339** İnönü"
> Beş gün sonra Ankara Atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen
>sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan
>ustaya seslendi:
>Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı
>vardı. "Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!". Hepsi
>sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için
>toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem
>Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar,
>Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır duaları
>ediyorlardı. Ustalar, İş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil
>Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi.
>İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına
>oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı
>çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi
>şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir
>ağızdan "Allah kavuştursun" diyip işlerinin başına döndüler. Kâmil Usta,
>halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp "Selametle git
>aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi" dedi. Kovan, Birinci
>İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline
>geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu
>geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili
>Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin
>kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa
>yeniden görüşeceklerdi.
> Eylül 1922 - Ankara Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha
>atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj
>yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her
>keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl savaşının
>her zorlu durağından Ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu. Türk
>ordusunun İzmir'e girdiği gün Ankara'da bayram havası eserken kovan yeniden
>gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, çelik
>kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın
>üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2.
>Tabur 8.Batarya 12 Muharrem 1341*** Banaz" yazılıydı. Atölyedekiler mektubu
>açıp okumaya koyuldular;
>Bismillahirrahmanirrahim.
>Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah'a şükürler olsun ki mendebur
>düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri
>kovalıyor. Güzel İzmir'e, kalplerimizdeki imânımız kadar yakınız artık. İki
>gün evvel Banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş
>düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim
>etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden
>neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar'ı ele
>geçirdiğimizde,Seyfi Çavuş'un ailesinin düşman tarafından katledildiğini
>öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını,
>babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de
>hakkın rahmetine kavuştu.Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu
>neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun
>künyesini sizlere yolluyorum.Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı
>bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın
>rahmeti üzerinize olsun. Yüzbaşı Muhsin Talât 4.Alay 2. Tabur 8. Batarya
>14 Muharrem 1341 Salihli"
>Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği
>çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi
>Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler.
> Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi
>ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine
>çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı.
>Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.
> Ocak 1923-Ankara Savaşının bitmesinin ardından Ankara'daki
>mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek
>açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha
>tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın
>hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının-belki de yıllarca-
>sandıkların İçinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç işliyor olmayı
>göze alıp mermiyi evine ***ürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir
>anı olarak saklamaktı.
> 29 Ekim 1923 - Ankara Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik
>sokakları koşarak tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı.
>Yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiği
>duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi
>Çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci
>atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat'ın yanına
>giderek sert bir asker selamı verdi.
> "Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım" Yüzbaşı sorar gözlerle
>genç subaya bakıyordu.
>"Evet teğmenim? Sizi dinliyorum"
>Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı.
>"Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu
>şerefi ondan esirgemeyelim"
> Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını
>tutamadı. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına
>bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeğini
>dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice
>sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi şapkanın
>içine yatırdı. Toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83, ...97, 98, 99... On
>dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "Yüzüncüyü attık komutanım"
>diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş
>emrini verdi. Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi
>Ankara'nın her duvarından yankıyıp dört yıllık istiklâl savaşının tüm
>hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun
>başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladı. Son olarak
>Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının
>dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının
>yanmasına aldırmadı bile.
> Gazi Kovan ( Top Mermisi Kovanı)
Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
tıkla oyna
http://www.komikler.com/komikoyun/oyun.php?catid=3&flashid=935&start=0&g=
http://www.kraloyun.com/Oyunlar/Beceri/Verti_Bilardo
http://www.kraloyun.com/Oyunlari/Mahjong
http://www.kraloyun.com/Oyunlar/Zeka/Ciftini_bul_2
http://www.mafia1930.com/index.es?action=index&lang=tr&aid=557&aip=
http://www.kraloyun.com/Oyunlar/Zeka/Garip_Burger
http://www.kraloyun.com/Oyunlar/Zeka/Garip_Ada
Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
zidane
- Bizimkilerde futbolcu sizinkilerde; siz niye bu kadar başarılısınız da biz değiliz?
Trapattoni " Bak şimdi anlayacaksın" demiş ve Zidane'ı çağırmış, demiş ki
- Bak Zidane. Babanın oğlu olup da senin kardeşin olmayan kişi kimdir?
Zidane
- Benim... demiş.
Fatih Terim'in bu çok hoşuna gitmiş ve hemen Türkiye'ye gelip antrenmanda olan Hakan Şükür'ü çağırmış, demiş ki
- Hakan babanın oğlu olup da kardeşin olmayan kişi kimdir?
Hakan düşünmüş bulamamış ve hemen Ergün'ün yanına gitmiş.Soruyu Ergün'e sormuş. Ergün cevap olarak
- Benim demiş.
Hakan büyük sevinçle hocasına gelmiş. Hocam " Buldum buldum Ergün'müş." demiş.
Fatih Terim de :
- Ne Ergün'ü oğlum Zidane Zidane... demiş
Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
tatil bitti
Bir işadamı, oldukça yoğun ve yorucu geçen bir seneden sonra tatile çıkmaya karar verir. Eşi de kendisi gibi meşgul olduğu için birlikte tatil yapacakları bir dönem ayarlamak zor olur. İspanya kıyılarında bir otel bulur ve bulduğu ilk uçakla oraya gider. Otele yerleşirken bir aylık bir rezervasyon yaptırır. Bir hafta kadar güzelce tatil yaptıktan sonra, bir akşam yemeğinde garson kendisine bir mektup iletir. Mektubu okuyan işadamı, tatilini geçirdiği otelin yöneticisinin yanına gider. "Ne yazık ki tatil sona erdi..." Yönetici şaşırır ve üzülür. "Ama beyefendi, bir aylık rezervasyon yaptırmıştınız, ne oldu böyle aniden?" İşadamı çaresiz bakışlarla cevap verir: "Evet bir ay kalacağım, ama tatil bitti. Karım işinden izin almayı başarmış ve iki gün sonra burada olacakmış..."
Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
albert aynştayn
Hayatlarını, çalışmalarını,buluş ve eserlerini okuyup öğrendiğiniz bilim adamlarının çoğu,mikroskoplar, teleskoplar , bir takım makineler ya da laboratuar aletleriyle çalışmışlardır. Sorunlarını çözmek,düşüncelerini,tasarılarını,fikirlerini gerçekleştirip uygulamak için deneyler yapmışlardır.
Albert Einstein (Aynştayn)başka tür bir bilim adamıdır. İcatlarını, buluşlarını laboratuarda değil, kafasının içinde,aklında yapan kuramsal (teorisyen) bir fizikçidir.Aynştayn, teorilerini ispatlamak için deneyler yapmak gereğini duymamıştır. Bütün dehasını,yeteneklerini,fikirlerini geliştirmek karşısına aldığı soru ve sorunları cevaplayıp çözümlemek , düşüncelerini matematik formüllerine dönüştürmek, böylece ortaya koymak yolunda harcamıştır.
Aynştayn’ın bazı teorileri, bu teorilerin ileri sürüldüğü , ortaya konulduğu zamanın çok ilerisindedir.Öyle ki,söz konusu teorilerin uygulamaya dökülebilmesi için, bilimsel araç ve gereçlerin daha gelişmiş, daha mükemmellerinin icat edileceği zamana kadar uzun yılların geçmesi gerekmişti. Bu teorilerden birinde hiç kimsenin görmemiş olduğu belirli bir yıldızın varlığı öne sürülüyordu. Bir başka teori, evrende bulunan bütün maddelerin en küçük parçası,bölünmez cüzü olarak kabul edilen atomla ilgiliydi. Gerçekte atomun daha küçük zerreciklerden oluştuğu açıklanıyordu. Nitekim her iki teorinin de doğru olduğu ispatlanmıştır.
albert aynştayn,dünyaya,insanlığa,evrenin kanunlarının açıklanmasında yardımcı ve yararlı olan sayısız yeni matematiksel formül vermiştir. Işık, enerji, hareket, yerçekimi, uzay ve zaman gibi esrarengiz kavramlar konusunda, bunların anlaşılması,çözümlenmesi bakımından,dünyaya Aynştayn kadar yararlı olmuş bir kimse daha yoktur.
Aynştayn, Almanya'da küçük bir şehir olan Ulm'da doğmuştu. Babasının küçük bir elektrik aletleri fabrikasına sahip olduğu Münih şehrinin varoşlarında (dış, kenar mahallelerinde)yetişti. Çocukken.ilerde nasıl bir adam olacağının en ufak belirtilerine sahip değildi. Öğretmenleri onu “donuk,zihni tersine işleyen" bir çocuk diye tanımlıyorlardı.
Gerçekte Aynştayn son derece zekiydi.12 yaşındayken kendi kendine geometri öğrenmişti. Babası fabrikada çalışması için zorladı.Fakat Aynştayn öğrenimine devam etmek arzusundaydı. Özellikle matematik ve fizikle ilgileniyordu.
Bir fizik öğretmeni olmağa karar verdi. İsviçre'de Zürih şehrine gitti. Orada Politeknik Akademisi'ne girdi. İyi dereceyle mezun oldu. Öğrenimini tamamlarken,sonradan eşi olacak Mileva Mareç adında bir öğrenciyle de tanışmıştı.
Okulu bitirdikten sonra fizik öğretmeni olarak uygun bir iş bulamadı. Özel dersler veriyordu ama el ine, geçen para azdı. Ancak o da güçlükle boğazına yetiyordu. 1902 yılında, İsviçre Patent Ofisinde memur oldu. İşin parası azdı ama kolaydı. Çok az vaktini alıyor, asıl ilgilendiği şeylerle meşgul olabilmesi için bol zamanı kalıyordu.
Bundan sonraki üç yılın her dakikasını,zaman ve uzay konusunda yeni matematiksel açıklamalar getirecek bazı formüller üzerinde harcadı. 1905 yılında henüz 26 yaşındayken, kendine dünya ölçüsünde ün kazandıracak olan "İzafiyetin Özel Teorisi" isimli eserini bastırdı. Bazı bilim adamları,bu eseri "dünya tarihinde en önemli belge" diye tanımışlardır.
Aynştayn'ın İzafiyet Teorisi, bilim adamı arkadaşları arasında pek coşkuyla karşılanmadı. Bunun nedeni, onların kendi çalışma ve eserlerindeki nice yanlış ve yanıltının ortaya dökülmesiydi. 1912 de karşı tavır silindi.Herkes onun büyüklüğünü kabul etti. Teorisi çok karmaşıktı. Fakat matematikçilerin ve fizikçilerin uzun yıllardan beri bocaladıkları,çözümleyemedikleri sayısız sorunu cevaplandırıyordu.
İsviçre Patent Dairesindeki silik,belirsiz katip,dünya çapında ün kazanmıştı. Avrupa üniversitelerinde dersler vermeğe çağrıldı. Profesörlerden biri "yeni bir Kopernik doğmuştur" dedi. 1914 yılında, Berlin Üniversitesinde fizik profesörü oldu. Orada, Nobel Armağanını kazandığı 1921'e kadar dokuz yıl kaldı.
1933 yılında ansızın bütün hayatı yön değiştirdi. Adolf Hitler adında hırslı,kana susamış bir çılgın, Almanya'da diktatör olmuştu.Hitler ve omuzdaşları,"üstün Cermen ırkı" saplantısıyla Yahudilere karşıydılar. Aynştayn Hitler'e ve Nazilerin zorbalıklarına, zulümlerine karşı bir tavır takındı. Hitler de onun evini yıktırdı, malına mülküne el koydu.Tutuklanması için büyük paralar vaat etti. Dünyanın onurlandırdığı Aynştayn,yersiz,yurtsuz bir mülteci durumuna düşmüştü. Sonra Amerika'dan çağrıldı. 1933 yılında Princeton'a geldi. 22 yıl orada yaşadı. 1940 yılında Amerikan vatandaşlığına geçti.
1945 yılında 2. Dünya Savaşını sonuçlandıran atom bombası Amerikalılar tarafından atıldığı zaman,Aynştayn bilimin ölüm ve yıkımlar amacıyla kullanılmasından büyük üzüntüye kapıldı. Bütün uluslara bir çağrıda bulundu.Barışçı bir dünya devletinin kurulmasını istedi. 1955 de öldüğü zaman 76 yaşındaydı.
Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>